İnsan Geni -Etik Açıdan Tartışmalı Bir Deneyle- Maymun Genomuna Eklendi

National Science Review’de yayımlanan araştırma, transgenik bir maymun modelini kullanarak insan beyninin gelişimini anlamaya yönelik ilk girişim örneği oldu. Görsel Telif: Ms. Tech; Evolution: Wikimedia commons   Çinli bilim insanları, insan beyni gelişiminde rol oynadığı düşünülen bir geni maymunlara aktararak transgenik (gen aktarımlı) makak maymunları elde etti. 27 Mart’ta (2019) National Science Review‘de yayımlanan araştırma, transgenik bir maymun modelini kullanarak insan beyninin gelişimini anlamaya yönelik ilk girişim örneği oldu. İnsan beyni, yapılan binlerce araştırmaya rağmen hala gizemini korumaya devam ediyor. Yıllardır yapılan araştırmalar sonucu elde edilen fosil örnekleri sayesinde atalarımızdan günümüze kadar olan süreçte insan beyninin büyüyüp geliştiğini biliyoruz, ancak bu büyüme ve gelişmede hangi genlerin etkili olduğunu hala tam olarak

Devamını Oku

Bağışıklık Sistemimizin Gen Örgülerini Anlamak İçin Yeni Bir Analiz Çalışması

7 Şubat’ta Nature Communications’da yayımlanan araştırmada, bağışıklık sisteminin dinamiklerini belirleyen yazılım kullanılarak, 100 birey üzerinde genetik çeşitlilik analizleri yapıldı… Gen dizileme teknikleri son 20 yılda çok büyük bir gelişme gösterdi. 2001 yılında, insan genomunu oluşturan 3 milyar baz çiftinin dizilenmesi başarıyla tamamlanmıştı. O zamandan bu yana, yüksek maliyeti olan gen diziliminin fiyatı önemli ölçüde azaldı. Hatta DNA kısımları dizilemeleri, biyoloji ve tıp laboratuvarınlarda rutin haline geldi. Genetik örgüler üzerine yürütülen birçok araştırma, genlerin normal fonksiyonları ile hastalık durumları arasındaki ilişkiyi anlama üzerine dayalı olmasına rağmen, bazı genomik bölgeler tam anlamıyla tanımlanmış değiller. Bağışıklık sisteminin fonksiyonuyla ilintili genetik bölgelerin literatür bilgisi hala çok sınırlı. Bunun nedeni ise bölgelerdeki tekrarlı yapıların, kısa DNA haritalandırmasını engellemesi.

Devamını Oku

Filogenetik Yöntemler SEOA’nın Yaşamına Işık Tutuyor

Yaklaşık 4 milyar yıl önce yaşamış olan ve bugün SEOA (Son Evrensel Ortak Ata) adını verdiğimiz mikrop, günümüzde dünya üzerinde yaşayan bütün canlıların ortak atasıdır. Görsel Telif: NOAA Bu canlının, yerin derinliklerindeki demir-sülfür zengini hidrotermal bacalarda yaşamış olabileceği düşünülüyor. Anaerobik ve ototrofik olan SEOA, hava solumuyordu ve besinini çevresindeki karanlık, metalce zengin ortamdan kendisi üretiyordu. Metabolizması hidrojen, karbon dioksit ve azota bağlı olarak işleyerek, bunları amonyak gibi organik bileşenlere çeviriyordu. En ilginci de, bu minik mikrobun, gezegenimizdeki tüm canlılığı kapsayan uzun bir soyun başlangıcı olmasıydı. Canlılık ağacında çok gerilere bakacak olursak, hepimizin SEOA ile akraba olduğumuzu görürüz. Eğer Mars araştırmalarımızın sloganı “suyu takip et” ise, SEOA araştırmalarımıza da “genleri takip

Devamını Oku

Toprakta ve Sindirim Sisteminde Yeni Anti-CRISPR Proteinleri Keşfedildi

Novo Nordisk Vakfı Biyo-sürdürülebilirlik Merkezi (DTU) bilimcileri, farklı ortamlarda 4 tane yeni anti-CRISPR proteini buldu. Görsel Telif: Thomas Splettstoesser (Wikipedia, CC BY-SA 4.0) Ayrıntıları Cell Host & Microbe dergisinde yayımlanan çalışma, bazı anti-CRISPR proteinlerinin doğada beklenenden daha yaygın olarak bulunduğuna işaret ediyor. Bu anti-CRISPR proteinleri, ileride CRISPR-Cas9 sistemlerinin etkinliğinin daha iyi denetlenmesinde kullanılma potansiyeli taşıyor. CRISPR sistemleri, bakterinin kendisini enfekte eden virüslere (fajlara) karşı, hedefli bir şekilde savaşmasını sağlayan bakteriyel bağışıklık sistemleridir. Programlanabilir yapılarına bağlı olarak, CRISPR sistemleri, özellikle de Cas9, şu anda yaşam bilimleri endüstrisinde yaygın olarak görevlendiriliyor ve çığır açıcı gen tedavileri, yeni antibiyotikler ve sıtma tedavisi için umut vaad ediyor. İlginçtir ki, virüsler ile bakteriler arasındaki evrimsel silahlanma yarışında, bakteriyel

Devamını Oku